Kapı Kilitlendiğinde Başlayan Hayat
Adam kırklı yaşlarının sonlarındaydı. Ne aceleciydi ne de sert. Sanki bir hastaneden taburcu olacak birini almaya gelmiş gibi sakindi. Kızlarımı tek tek süzdü, çıplak ayaklarımı fark etti, montunu çıkarıp omzuma koydu.
“Üşütme,” dedi sadece.
Annem arkamdan fısıldadı: “Kimsiniz siz?”
Adam başını eğdi.
“Geç kalmış biriyim,” dedi. “Ama artık buradayım.”
Arabaya bindiğimizde kızlar susmuştu. İnsanlar bazen korkudan değil, ilk kez güvende hissettikleri için susar. Direksiyon başına geçti, arka koltuktan bir battaniye uzattı. Vitaminlerin poşette kaldığını biliyordu sanki; torpido gözünden yeni bir şişe çıkardı.
“Doktorun yazdığı,” dedi. “Aynısı.”
Ben soramadım. Çünkü ağzımı açarsam dağılacağımı biliyordum.
Araba hareket ettiğinde, telefonum titredi.
Ahmet’ti.
Açmadım.
Adam aynadan bana baktı.
“Açmak zorunda değilsin,” dedi. “Bu gece değil.”
Yarım saat sonra büyük, sessiz bir evin önünde durduk. Kapısı açıktı. Işıkları yanıyordu. İçeride çocuk kahkahası yoktu ama olabilirmiş gibi bir hava vardı.
“Burası…?” dedim.
“Geçici,” dedi. “Ama kilidi içeriden.”
O gece kızlar temiz çarşaflarda uyudu. Ayaklarım yandı, karnım kasıldı ama ilk kez kimse ‘abartıyorsun’ demedi. Adam mutfakta çorba yaptı. Sessizce.
Sabah olduğunda, kapının önünde siyah bir araba duruyordu.
Hatice indi ilk.
Saçı dağınıktı. Omuzları düşüktü. Yanında Ahmet vardı ama artık gülmüyordu.
Adam kapıyı açtı.
“Hoş geldiniz,” dedi. “Ben avukatınız değilim. Ama yanımda getirdiklerim var.”
Arabadaki iki kadın indi. Biri sosyal hizmetlerden, diğeri bir hastaneden. Ellerinde dosyalar vardı. Doğum kayıtları. Tanık ifadeleri. Kapı kilitlenme saatleri.
Hatice bağırmaya başladı:
“O benim gelinim!”
Adam başını salladı.
“Hayır,” dedi. “O, sizin kovduğunuz hamile bir kadın. Ve artık yalnız değil.”
Ahmet bana baktı. İlk kez gözlerini kaçırdı.
Telefonum tekrar titredi.
Bu kez ben gülümsedim.
Çünkü geri sayım benim için bitmişti.
Ve onlarınki yeni başlıyordu.