Gelin ‘Evet’ Demedi
Salon buz kesmişti.
Herkes gelinin ağzından çıkacak tek kelimeyi bekliyordu.
Gelin mikrofona biraz daha yaklaştı. Elleri titriyordu ama sesi beklenmedik şekilde sakindi:
“Benim cevabım… hayır.”
Bir anda fısıldaşmalar yükseldi. Damat neye uğradığını şaşırmıştı.
“Bu da ne demek şimdi? Saçmalama!” diye fısıldadı dişlerini sıkarak.
Ama gelin geri adım atmadı.
Telefonu eline aldı, ekrandaki fotoğrafı projeksiyona yansıttı.
Salondan toplu bir “ooooh!” sesi yükseldi.
Damat ve gelinin en yakın arkadaşı… birlikte, samimi bir şekilde.
Üstelik tarih birkaç gün öncesine aitti.
Gelin gözlerini damada dikti:
“Bunu bana düğün günü mü söyleyecektin, yoksa hiç söylemeyecek miydin?”
Damat panikledi.
“Bu… bu göründüğü gibi değil!” dedi ama sesi artık kendine bile inandırıcı gelmiyordu.
Tam o sırada arka sıralardan bir sandalye sesi geldi.
Gelinin en yakın arkadaşı ayağa kalkmıştı.
Gözleri doluydu.
“Ben söyleyecektim…” dedi titreyerek.
“Ama cesaret edemedim.”
Salon bir anda ikiye bölünmüştü.
Kimi gelini destekliyor, kimi ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Gelin derin bir nefes aldı.
Elindeki kırmızı güle baktı… onu yavaşça yere bıraktı.
“Ben kendimi seçiyorum,” dedi.
Ve arkasını dönüp yürümeye başladı.
Damat arkasından bağırdı:
“Bunu bana yapamazsın!”
Ama gelin durmadı.
Kapıya doğru ilerlerken salondaki birkaç kişi ayağa kalktı…
Sonra birkaçı daha…
Ve alkışlar yavaş yavaş yükselmeye başladı.
O an herkes şunu anladı:
Bu bir düğünün sonu değil…
bir kadının kendini seçtiği anın başlangıcıydı.