565862871_133
Güneş, Anadolu’nun tozlu yollarında batarken, 19 yaşındaki Zeynep’in kalbi göğsünde deli gibi atıyordu. Köyün en fakir evinden ayrılarak, Ağalık konağına gelinir. Babası, borçlarını silmek için razı olmuştu bu evliliğe. Zeynep ise… Ah, o İçindeki fırtınayı kimse söyleyemiyordu. Ağayı bir kez uzaktan gördü: 40’larında, heybetli, kalın kaşlı bir adam. Ama gözler… O gözler, Zeynep’i delip geçmişti, bir sıcaklık bırakmıştı teninde.Konak’ın ahşap kapısı gıcırdayarak açıldı. Hizmetçiler Zeynep’i içeri aldı, kırmızı ipek gelinliği arkasından sıyırıp, sıcak su dolu bakır leğene oturttular. “Ağa efendi seni bekliyor, güzelce yıkanmış” dedi yaşlı baba, sesi fısıltılı. Zeynep suya daldı, sabun köpükleri göğüslerini sararken, aynadaki görülmeye başlandı. İnce beli, dolgun k-alçaları… “Neden heyecanlanıyorum ki?” diye mırıldandı kendi kendine. Ama anladın mı? Gece, o heybetli adamlarının tenine değecekti. Kapı vuruldu. Hizmetçi, “Hazır olup olmadığınızı?” dedi. Zeynep ayrılırken, ince bir peştamalle sarındı. Koridorda, mum ışınları duvarlarda dans etmektedir. Ağanın hızı yaklaşıyorken, kalp atışları kulaklarında zonkluyordu. Kapı aralığı; hastanenin derin bir erkek sesi: “Gir, gelinim.” Zeynep içeri adım attı. Oda, tütsü ve derileri vardı. Ağa, geniş çevrede oturuyordu, üstü çıplak, kaslı bedeninde ateşin başında parlıyordu. Gözleri Zeynep’in peştamalından süzülen kıvrımlara kaydı. “Güzel… Çok güzel olmuşsun,” dedi kalın sesiyle, merkeze yaklaştı. Zeynep’in nefesi kesildi; Eli adamın, çenesini kaldırdı. Parmakları sıcak, sert… Dudakları yaklaştı, ama ömedi hemen. Sadece nefesini hissettirdi, boynuna doğru inen bir sıcaklık.devamini görmek ve okumak için fotoğraf üzerine dokun’unu-nuz)