jghgh
“Korkma, gelinim” diye fısıldadı Ağa, sesi yumuşak bir meltem gibi. Eli, peştamalı usulca araladı; kumaşın bulunduğu yere kaydı. Zeynep’in teni, annem soluklandı bir ay gibi parladı. Adamın bakışları, saygıyla dolaştı vücudunda – omuzlarından beline, vücudun narin bacaklarına. Zeynep hafifçe titredi, ama bu parçalardan korkudan değil, içindeki gizli bir merak ateşten doğuyordu. Eli, istem dışı uzandı ve Ağanın göğsüne değdi; sert kıl parmaklarında bir sır gibiydi. Ağa yürüyordu, gözlerinde geçmişin bilgeliği. “Sana zaman değişiklikleri” dedi, onu yatağa doğru kaydırarak. “Her şey yavaş yavaş açılacak önümüzde.” Gece, fısıltılarla ve yumuşak dokunuşlarla dikdörtgen; iki ruh, eski bir masal gibi iç içe geçti. Odadan sızan sesler, köyün unutulmuş şarkılarını andırıyordu: Hafif iç çekişler, tenlerin huzurlu buluşmaları, Ağanın derin nefesleri… Zeynep, o ilk tedirginliği geride bırakmış, bir nehir gibi akmıştı. Ağa, onu bir bahçe çiçeği gibi kucaklamış, içindeki tomurcuğu büyütmüştü. Sabahın ilk ışıkları pencereden süzülürken, Zeynep aralıklarının ortasında yatıyordu; Vücudun huzurla dinlenmiş, içten bir gülümsemesi. “Bu evlilik… Bir bahar gibi” diye düşündüm. Ama asıl merak: Bu sakin başlangıç, vereceği konnağın yakınındaki gül serasında yeni bir sır mı fısıldayacaktı?devamini görmek ve okumak için fotoğraf üzerine dokun’unu-nuz)