Sahipsiz Bir Veda Küçük Elif’in Hikayesi
Kocamı kaybedeli iki yıl olmuştu. Her sabah, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte kalkar, küçük saksımdaki en taze çiçekleri alır ve mezarlığın yolunu tutardım. Benim için orası sadece kocamın ebedi istirahatgahı değil, aynı zamanda sığındığım tek limandı. Hayatın acımasız dalgalarına karşı durmaya çalıştığım, anılarımızın fısıldadığı sakin bir koy.
O kış sabahı, hava her zamankinden daha dondurucuydu. Gri gökyüzü, ağır bir örtü gibi mezarlığın üzerine çökmüş, ağaç dalları buzla kaplanmıştı. Rüzgar, içime işleyen bir uğultuyla kulaklarımda ıslık çalıyor, kurumuş yaprakları dans ettiriyordu. Adımlarımı hızlandırdım, parmak uçlarımda hissettiğim soğuk, kalbimin sızısını artırıyordu.
Kocamın mezar taşına yaklaştığımda, önce gözlerime inanamadım. Soluk, mermer taşın hemen dibinde, karla kaplanmış zeminde küçük, hareketsiz bir gölge vardı. Sanki bir heykeldi, ama öyle değildi. Yaklaştıkça, bu gölgenin kat kat giyinmiş, ama yine de titreyen küçük bir kız çocuğu olduğunu fark ettim. Dizlerini karnına çekmiş, başını kollarının arasına gömmüş, adeta donmak üzereydi.
Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. Etrafıma bakındım, kimsecikler yoktu. Bu karlı ve ıssız mezarlıkta küçücük bir kız çocuğu ne arıyordu? Eğildim, titreyen elimle omzuna dokundum. Buz gibiydi.
“Merhaba?” diye fısıldadım, sesim şaşkınlık ve endişeyle titriyordu.
Kız irkildi, yavaşça başını kaldırdı. Gözleri yaşlarla doluydu, yanakları soğuktan kıpkırmızı olmuştu. Üzerindeki ince mont, bu havaya asla uygun değildi. Sanki saatlerdir buradaydı.
“Anne,” diye mırıldandı, sesi neredeyse duyulmuyordu. “Annem… Burada…”
Elimi çektiği yeri takip ettim. Kocamın mezar taşının hemen yanındaki, yeni kazılmış bir toprağın üzerine konmuş, henüz üzerinde bir isim yazmayan taze bir mezara işaret ediyordu. O an anladım. Bu küçük kız, aynı kış günü, aynı soğukta annesini kaybetmişti. Tıpkı benim kocamı kaybettiğim gibi…
Gözleri benimkilerle buluştuğunda, içimde tarifsiz bir acıma ve aynı zamanda güçlü bir şefkat uyandı. Sanki kader bizi, bu soğuk ve kasvetli mezarlıkta, aynı yasın gölgesinde bir araya getirmişti. Kocamın mezarını her gün ziyaret ederdim… ta ki bir gün orada donmak üzere olan bir kız çocuğu bulana kadar. Ve o an, hayatımda yeni bir sayfanın aralandığını hissettim. Bu küçük kız, sadece benim kocamın mezarının yanında donmak üzere değildi; benim donmuş kalbimin buzlarını da yavaş yavaş çözmeye başlamıştı.
Onu öylece bırakamazdım. Ne yapacağımı bilmeden, içgüdüsel olarak ona sarıldım. Minik bedeni buz gibiydi ama kalbinin atışlarını hissedebiliyordum. Hayat doluydu, tıpkı benim kocamı kaybetmeden önceki hayatım gibi.
“Benimle gel,” dedim, sesim kararlı çıkmıştı. “Seni sıcak bir yere götüreceğim.”
Kız tereddüt etti ama gözlerindeki çaresizlik, ona güvenmekten başka bir seçeneği olmadığını söylüyordu. Elimi tuttu. Minik parmakları buz gibiydi, ama tutuşu şaşırtıcı derecede sıkıydı. Birlikte, o karlı mezarlıktan ayrıldık. Bilmiyordum, ama o gün, sadece bir kızı kurtarmakla kalmamış, kendi hayatımı da yeniden yazmaya başlamıştım.