Açılan Kapıdaki Gerçek
Açılan Kapıdaki Gerçek
O gün eşim beni bekleme akşam gelmeyeceğim arkadaşlarla takılacağız dediğinde, aslında kalbim bir kez daha parçalanmıştı. Ama artık rol yapıyordum; gayet iyiymişim, mutluymuşum gibi davranmaya başladım. İçim kan ağlıyordu, ama yüzümde sahte bir gülümseme vardı. Annemi aramıştım, açmamıştı. Ne olduysa herkes bana biraz soğuk davranmaya başlamıştı zaten. O an, bu soğukluğun sadece benim kocamı kaybetmek üzere olmamla değil, aynı zamanda bambaşka bir şeyle de ilgili olabileceği içime doğmuştu.
Eşimin iş çıkış saatine yakın, iş yerinin köşesinde bir taksinin içinde bekledim. Kalbim deli gibi çarpıyordu, ellerim titriyordu. Acaba gerçekten onunla mı buluşacaktı? Ya da sadece kuruntu mu yapıyordum? Bu belirsizlik, bekleyiş anını cehenneme çeviriyordu.
Nihayet eşim iş yerinden çıktı, arabasına bindi. Arkasından taksiyle takip etmeye başladım. Şoföre olabildiğince dikkatli olmasını, belli etmeden takip etmesini tembihledim. Şehir merkezinden uzaklaştıkça içimdeki sıkıntı da büyüyordu. Nereye gidiyorduk?
Tek katlı ama çok güzel, modern görünümlü bir evin önünde durdu arabasını park edip indi. Evin önünde, özenle bakılmış bir bahçe vardı. Eşim ziline bastı. Kalbim ağzımda atıyordu. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve maalesef kapıyı açan kişi…
…benim kız kardeşimdi.
Dünya başıma yıkıldı. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, nefesim kesildi. Bu nasıl olabilirdi? Ablam, canımdan çok sevdiğim, sırdaşım, her şeyimi bilen ablam… Kapıda duruyordu, yüzünde hafif bir tebessümle, eşime “Hoş geldin” der gibi bakıyordu. Eşimin yüzünde ise yıllardır bana göstermediği o yumuşak, aşık ifade vardı. İçeri girdiler. Kapı kapandı.
O an, bütün vücudumdaki kan çekildi. Taksinin koltuğuna yığıldım. Şoför panikle “İyi misiniz hanımefendi?” diye sordu. Konuşamıyordum, sesim çıkmıyordu. Sadece gözlerimden yaşlar akıyordu, ama bu seferki yaşlar, kocamın beni terk etmesinden çok daha öte bir ihanetin acısıyla karışmıştı.
Ablam mı? Yıllardır sırtımı dayadığım, her derdimi paylaştığım, beni kendi canından çok sevdiğini söyleyen ablam… Nasıl olurdu? Annemin bana soğuk davranması, arkadaşlarımın tuhaf halleri… Hepsi bir anda anlam kazanmıştı. Bu bir aşk hikayesi değil, bir ihanet ve yalan ağıydı.
Geceleri uyuyamama, yemekten kesilme sebebim sadece kocamın gidişi değildi. Bilmediğim, içten içe beni kemiren bir gerçeğin ağırlığıymış meğer. Bu his, kocamın “başkasına aşık oldum” sözünden çok daha derin bir yara açmıştı ruhumda. Çocuklarımız… Onlara ne olacaktı? En önemlisi, bu ihanetle nasıl başa çıkacaktım?
Telefonumu çıkardım, titreyen ellerimle kocamın numarasını tuşladım. Ama aramadım. Ne söyleyecektim? Ne soracaktım? Her şey o kadar netti ki, söylenecek hiçbir kelime, sorulacak hiçbir soru kalmamıştı. Sadece donuk bir acı ve öfke vardı içimde. Gözümden süzülen yaşlar, yüzümdeki maskeyi tamamen yıkmıştı. Bu hikaye, bir evliliğin sonu değil, aynı zamanda bir ailenin, bir güvenin ve on sekiz yıllık bir hayatın da sonuydu.