Kızım beni evden kovdu… Aylar sonra onu hamile halde, metroda yerde uyurken buldum
Aslı, sanki bir rüyanın içindeymiş gibi gözlerini kırpıştırdı. Yorgunluktan çökmüş gözaltları, solgun teni ve titreyen elleriyle bana bakarken, o an dünyam başıma yıkıldı. Benim prensesim, pamuklara sarıp büyüttüğüm kızım, bir metronun kirli betonunda hayata tutunmaya çalışıyordu.
Sorum üzerine hıçkırıklara boğuldu. Sesi, boş metro istasyonunda yankılanan acı bir feryat gibiydi.
“Baba…” dedi, sesi titreyerek. “Haklıydın. Her kelimende haklıydın. O… o bizi terk etti. Oğlumu sosyal hizmetler aldı, bakamadım baba… Ev sahibi beni kapıya koydu. Bu bebekle… ne yapacağımı bilemedim.”
Elimi uzattım, çekinerek ama büyük bir şefkatle saçlarına dokundum. O an ne kovulduğum gece, ne çektiğim yalnızlık, ne de o ağır sözler aklımdaydı. Sadece evladım vardı.
Yeniden Başlamak
Dizlerimin üzerinde duracak halim kalmamıştı ama Aslı’yı o yerden kaldırmak için içimde tarif edilemez bir güç buldum.
Hemen oradan ayrıldık: Onu kolundan tutup kaldırdım. Kendi paltomu çıkarıp o titreyen omuzlarına sardım.
Küçük evime gittik: “Burası saray değil kızım,” dedim içeri girerken, “ama burası senin evin. Kimse seni buradan kovamaz.”
Söz verdim: Sıcak bir çorba içtikten sonra elini tuttum. “Oğlunu geri alacağız Aslı. Torunumu bulacağız. Ben hala buradayım, hala senin babanım.”
Bir Babanın Mücadelesi
Ertesi sabah erkenden işe koyulduk. Önce doktor kontrolleri, sonra avukatlarla görüşmeler… Aslı her geçen gün biraz daha toparlanıyordu. İçindeki o hırçın kız gitmiş, yerine hayata karşı mahcup ama umutlu bir anne gelmişti.
Bir ay sonra, sosyal hizmetlerin kapısında beklerken Aslı’nın elini tutuyordum. Kapı açıldı ve küçük bir çocuk dışarı çıktı. Babasına, yani bana benzeyen o küçük gözleri gördüğümde ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Aslı dizlerinin üzerine çöktü ve oğluna sarıldı. Ben ise biraz geride durup gökyüzüne baktım.
“Geç oldu ama geldin kızım,” diye fısıldadım içimden. “Affetmek, sevgiden daha zormuş; ama biz başardık.”