Hizmetçinin Mor Gözü
Mermer Odadaki Kan Donduran Sır
Konağın sessizliği, Orhan Kaya’nın gürlemesiyle bir mezar sessizliğine bürünmüştü. Elmas, titreyen elleriyle kovasını alıp mutfağa doğru kaçarken, Kerem olduğu yerde çakılı kalmıştı. Babası Orhan, devasa bir gölge gibi oğlunun tepesine dikildi.
“Ona bir daha soru sormayacaksın Kerem. Bizim işimiz onlara sadece para ödemek, dertlerini dinlemek değil.”
Kerem başını kaldırıp babasının buz gibi gözlerine baktı. Elindeki süt bardağını mutfak tezgahına bıraktı. Sesi, on yaşındaki bir çocuktan beklenmeyecek kadar tok ve kararlıydı:
“Sadece dert değil baba. Ben o gece çalışma odasının kapısındaydım. Sadece Elmas teyzenin gözünü değil, senin o çekmecedeki kırmızı dosyayı ona uzatırken ‘Eğer birine söylersen seni mahvederim’ dediğini de duydum.”
Orhan Kaya’nın yüzündeki sert ifade bir anda yerini kireç gibi bir beyazlığa bıraktı. Adımları geri geri gitti. “Sen… sen ne saçmalıyorsun?” diye kekeledi. İzmir’in en güçlü adamı, öz oğlunun karşısında ilk kez savunmasız kalmıştı.
Kerem devam etti: “O dosyada annemin kazasının fotoğrafları vardı, değil mi? Hani yağmurlu gecede freni tutmayan arabanın… Elmas teyze o gece mutfaktaydı, senin o arabayla eve değil, tam ters yöne gittiğini gördü. Gözündeki morluk, senin gerçeği saklama bedelinmiş.”
Konağın merdivenlerinde yankılanan bu sözler, yıllardır saklanan devasa bir yalanın duvarlarını yıktı. Orhan Kaya, gücünün ve parasının bu sırrı sonsuza kadar gömebileceğini sanmıştı. Ancak unuttuğu tek bir şey vardı: Çocuklar, evin vicdanıdır ve vicdan asla uyumaz.
O sabah Kaya konağında güneş mermerleri ısıtmadı; aksine, yılların soğuk gerçeği herkesin ruhunu dondurdu. Orhan, dizlerinin üzerine çökerken, Kerem mutfağa, ağlayan Elmas’ın yanına gitti. Artık sadece bir çocuk değil, adaletin ta kendisiydi.