Bir öğleden sonra
Bir öğleden sonra, her zamankinden daha erken eve döndüğümde, rahmetli kızımı hatırlattığı için bebeğiyle birlikte bir dilenciyi evime aldım.
75 yaşındaydım. Günlerim sessizlik içinde geçiyor, geçmişin anılarıyla dolup taşıyordu. Kızım Gülay, üç yıl önce vefat etmişti ve kalbimde derin bir boşluk bırakmıştı. Oğlum Sebahattin ise şehir dışında yaşıyordu; ziyaretleri çok seyrek oluyordu. Ev bana artık fazlasıyla boş geliyordu.
Bir gün pazardan dönerken, yol kenarında yıpranmış bir battaniyeye sarılmış bir bebekle oturan genç bir kadın gördüm. Gözleri hem kederle hem de yorgunlukla doluydu. O bakışlar bana Gülay’ı hatırlattı. Görmezden gelemedim.
“Yardıma ihtiyacınız var mı, kızım?” diye sordum.
“Kimseye yük olmak istemiyorum,” dedi yumuşak bir sesle.
“Saçmalık,” dedim. “Benimle gel.”
İşte böylece Jülide ve bebeği Adem hayatıma girdi. Jülide kısa sürede bir iş buldu, ben de Adem’e bakmaya başladım. Evim yeniden canlandı; kahkahalar, bebek sesleriyle doldu.
Bir öğleden sonra, her zamankinden daha erken eve döndüm. Jülide hâlâ işteydi, ev sessizdi. Ancak yatak odama girdiğimde kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu.
“Jülide?” diye nefes nefese sordum. “Neden?”
Gördüğüm manzara karşısında sesim titriyordu. Jülide yere yığıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı (Haberin devamini görmek ve okumak için resmin üzerine tiklayarak diğer sayfaya geçiş yapiniz)