Dolar 45,1848
Euro 53,0864
Altın 6.719,72
BİST 14.442,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16 °C
Az Bulutlu

Murat sevinçten havalara uçtu

Eşim Murat, her fırsatta en büyük hayalinin bir çocuk, özellikle de bir erkek evlat sahibi olmak olduğunu söylerdi. Gözlerinin içi parlayarak, “Onunla halı sahaya gitmek, ona hayatı öğretmek, hafta sonları beraber araba tamir etmek… Tek istediğim bu hayatta bir iz bırakmak,” derdi. Benim önceliğim ise bambaşkaydı. Bir hemşire olarak bugünlere gelebilmek için ne uykusuz geceler ne de bitmek bilmeyen hastane mesaileri atlatmıştım. Atanmak için verdiğim emekler, o yorucu nöbetler… Kariyerimi büyük bir özveriyle inşa etmiştim. Murat’tan daha fazla kazandığım için evin maddi yükünün büyük bir kısmı benim omuzlarımdaydı ama bunu hiçbir zaman sorun etmemiştim. Bebek fikrini her açtığında bana aynı sözü veriyordu: “Senin hayatında hiçbir şey değişmeyecek. Sen yine hemşireliğine, o çok sevdiğin mesleğine devam edeceksin.” Nihayet hamile kaldığımda, ultrasonda o haberi aldık: İkiz bebeklerimiz olacaktı. Murat sevinçten havalara uçtu. “İki erkek çocuk mu? Çifte bayram! Her şeyi ben halledeceğim; bezlerini değiştireceğim, geceleri ben kalkacağım, mamalarını ben yedireceğim. Sen yeter ki mesleğinden geri kalma, o kadar emeğin var,” diye beni sürekli teselli ediyordu. Doğumdan sonra sadece bir ay evde kalabildim. Hastanedeki kadrom ve hastalarım beni bekliyordu. Ancak o bitmek bilmeyen 24 saatlik nöbetlerden veya yorucu servis günlerinden eve döndüğümde beni huzur değil, tam bir kaos karşılıyordu. Mutfakta dağ gibi birikmiş bulaşıklar, taşan çamaşır sepetleri ve ağlamaktan helak olmuş iki bebek… Murat ise sadece omuz silkiyordu: “Bütün gün hiç durmadılar, inan ben de perişan oldum, uykusuzum.” Bu durum bizim rutine dönüştü. Ben hastanede ayakta onlarca hastaya yetişmeye çalışıyor, eve gelip dinlenmek yerine sabaha kadar ikizlerle ilgileniyor, ertesi sabah yine yorgunluktan bitap halde nöbete gidiyordum. Bir gece, kucağımda ağlayan bebeklerden birini pışpışlarken, diğer yandan şişmiş ayaklarımı ovuyordum. Murat yanıma gelip o soğuk cümleyi kurdu: “Biliyor musun, bu işin tek bir çözümü var. Artık evde kalmalısın. Kariyerinin sonuna geldin.”
Donup kaldım. “Hayır, böyle konuşmamıştık. Ben bu meslek için kaç yıl emek verdim, bu asla olmayacak!” dedim. Gözlerini devirerek, o tanıdık ve can acıtıcı savunmaya geçti: “Peki ne bekliyordun ki? Türkiye’de bütün anneler çocukları için fedakarlık yapar. Sen hiç evde oturup çocuk bakan, ‘ev erkeği’ olmuş bir baba gördün mü bizim buralarda? El alem ne der?” O an anladım ki, hamileyken verdiği o pembe sözlerin hepsi aslında beni bu noktaya getirmek için birer tuzaktı. Ama pes etmeyecektim. Ertesi sabah mutfakta kahvaltısını yaparken yanına gittim, yüzümde kararlı bir gülümsemeyle dedim ki:
“TAMAM MURAT. İSTEDİĞİN OLSUN. İSTİFAMI VERİYORUM VE EVDE KALIYORUM. AMA BİR ŞARTIM VAR…” (Haberin devamini görmek ve okumak için resmin üzerine tiklayarak diğer sayfaya geçiş yapiniz)

Bilgi: Klavye yön tuşlarını kullanarak galeri resimleri arasında geçiş yapabilirsiniz.