Dolar 46,2786
Euro 53,7705
Altın 6.456,10
BİST 14.464,71
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27 °C
Parçalı Bulutlu

Hizmetçinin oğlu dua etti ve her şey değişti

İstanbul’da sıradan bir sabahtı.

Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı:
O sabah, üç insanın hayatı sonsuza dek değişecekti.

Altı yaşındaki Serkan, annesi Rüya ile birlikte şehrin en zengin semtlerinden birindeki devasa malikanenin arka tarafında, küçücük bir hizmetli odasında yaşıyordu.

Rüya temizlikçiydi.

Sabah erkenden kalkar, koca evi baştan aşağı siler, mermerleri parlatır, avizeleri temizlerdi.

Serkan ise annesinin işi bitene kadar beklerdi.

Bazen bahçede oynar, bazen koridorlarda sessizce dolaşır, bazen de hayran hayran o koca evi izlerdi.

Altın varaklı aynalar…
Kristal avizeler…
Kocaman merdivenler…

Ama onların odasında sadece bir yatak, küçük bir dolap ve eski bir masa vardı.

Yine de Serkan hiç şikâyet etmezdi.

Çünkü annesi hep şunu derdi:

“Azımız var ama kalbimiz temiz oğlum. Bu yeter.”

Malikanenin sahibi Ferhat Yalçın’dı.

32 yaşında, Türkiye’nin sayılı iş insanlarından biri.

Oteller zinciri, inşaat şirketleri, özel hastaneler…

Paranın satın alabileceği her şeye sahipti.

Ama iki yıl önce geçirdiği korkunç bir trafik kazası her şeyi değiştirmişti.

Omuriliği zarar görmüştü.

Doktorlar net konuşmuştu:

“Bir daha yürümesi imkânsız.”

O günden beri tekerlekli sandalyediydi.

Milyarları vardı.

Ama tek bir adımı yoktu.

Ve bu, onu her gün biraz daha içten içe bitiriyordu.

O öğleden sonra eve herkesten erken geldi.

Kimseyle konuşmak istemiyordu.

Sandalyeyi bahçeye sürdü.

Güllerin, yaseminlerin arasına…

Rüzgâr yüzüne çarpıyordu ama hiçbir şey hissetmiyordu.

Sonunda dayanamadı.

Ağlamaya başladı.

Sessizce değil…

Hıçkıra hıçkıra.

Bir çocuğun ağlaması gibi.

“Bu paranın ne anlamı var…” diye mırıldandı.
“Her şeyim var ama yürüyemiyorum…”

Tam o sırada küçük ayak sesleri duyuldu.

Serkan.

Elinde eski bir top, oyun oynuyordu.

Koca adamın ağladığını görünce durdu. (Haberin devamini görmek ve okumak için resmin üzerine tiklayarak diğer sayfaya geçiş yapiniz)

Bilgi: Klavye yön tuşlarını kullanarak galeri resimleri arasında geçiş yapabilirsiniz.