ve tamamen yıkılmıştım
Erkek arkadaşımı bir trafik kazasında kaybettiğimde 24 yaşındaydım ve hayatımın en karanlık günlerini yaşıyordum. Yasımı bile doğru düzgün tutamadan hamile olduğumu öğrendim. Üstelik ikizlere… Sevincimle acım birbirine karışmıştı. Onu kaybetmiştim ama ondan iki parça bana kalmıştı.
Ancak yaşadığım ağır stres hamileliğimi zorlaştırdı. Sürekli tansiyon problemleri, erken doğum riski… Doktorlar sıkı yatak istirahati verdi. Tek başıma yaşamam mümkün değildi. Gidecek yerim olmadığı için babamın evine taşındım. Annemi yıllar önce kaybetmiştik. Babam yeniden evlenmişti. Zehra genç, bakımlı ve her zaman kusursuz görünen bir kadındı. Başta bana yardım etmeye istekli gibi davranmıştı. En azından ben öyle sanmıştım.
Aylar geçtikçe evde görünmez bir misafir gibi yaşamaya başladım. Zehra’nın bakışları, mutfakta konuşurken sesinin tonundaki sertlik, her adımımda hissedilen o huzursuzluk… Babam ise aramızdaki gerilimi fark etmemeye çalışıyor gibiydi. Bana hep şefkatliydi ama eşini karşısına almak istemediği belliydi.
Sonra babam hastalandı. Hızla ilerleyen bir kanser… Hastane koridorlarında geçen günler, serum kokusu, makine sesleri… Babam elimi tuttuğu son gün, “Ne olursa olsun güçlü ol,” demişti. O an sözlerinin bu kadar ağır bir sınava dönüşeceğini bilmiyordum.
Cenazeden sadece bir gün sonra Zehra maskesini çıkardı.
“36 saatin var,” dedi soğuk bir ifadeyle. “Bu ev artık bana ait.”
Şok içindeydim. “İki hafta sonra doğum yapacağım,” diyebildim güçlükle.
Omuz silkti. “Beni ilgilendirmez.”
O an anladım ki babam hayattayken beni tolere ediyordu, ama artık hiçbir engel kalmamıştı. Aynı akşam gizlice görüştüğü adamı eve çağırdı. Adam iri yarıydı. Bana sanki bir eşyaymışım gibi baktı.
“Onu çıkar,” dedi Zehra.
Kolumdan tutup kapıya sürükledi. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Sekiz saat sonra eşyalarım kapının önündeydi ve ben gerçekten evsizdim.
Bir valiz, bir çanta ve karnımda iki bebekle sokakta kalmıştım.
O gece bir devlet hastanesinin aciline gittim. Hem sancılarım artmıştı hem de başımı sokacak yerim yoktu. Nöbetçi doktor durumumu ciddiye aldı. Erken doğum riski başlamıştı. Beni hemen yatırdılar.
Hastane odasında yalnız yatarken çaresizliğin dibini gördüm. Ama aynı zamanda ilk kez güvende hissediyordum. En azından kimse beni dışarı atamazdı.
Ertesi sabah hastanenin sosyal hizmet biriminden bir görevli geldi. Durumumu anlattım. Babamın evinin tapusu, miras durumu… Zehra’nın beni 36 saat içinde çıkardığını söylediğimde kadının yüzü değişti. “Bu kadar kolay değil,” dedi. “Eşiniz değilseniz bile, babanızın yasal mirasçısısınız.”
O an içimde küçücük bir umut kıvılcımı yandı.
Aynı gün sancılarım şiddetlendi. İkizlerim acele ediyordu. Saatler süren zorlu bir doğumdan sonra iki minik çığlık odayı doldurdu. Bir oğlum, bir kızım olmuştu. Onları kucağıma aldığımda içimdeki korku yerini tarifsiz bir güce bıraktı. Artık yalnız değildim. Artık pes edemezdim devamı icin sonrki syfaya gecinz…