İstanbul’da sıradan bir sabahtı
Korkmadı.
Sadece yaklaştı.
“Amca…” dedi usulca,
“neden ağlıyorsun?”
Ferhat hemen gözlerini sildi.
“Bir şey yok.”
Serkan başını salladı.
“Annem der ki, bir şey yok diyenler en çok üzülenlermiş.”
Ferhat istemsizce gülümsedi.
Sonra içini döktü.
“Bir daha yürüyemeyeceğim. Doktorlar öyle dedi. Ne yaparsam yapayım… olmayacak.”
Serkan kaşlarını çattı.
“Doktorlar mı dedi?”
“Evet.”
Çocuk omuz silkti.
“Onlar da insan.”
Ferhat şaşırdı.
“Nasıl yani?”
“Annem hasta olunca dua ederiz. Hep geçer. İstersen senin için de dua edeyim.”
Ferhat acı acı güldü.
“Ben milyonlar harcadım küçük adam.”
Serkan diz çöktü.
“Dua bedava ki.”
Küçük ellerini açtı.
Gözlerini kapadı.
“Allah’ım… bu amca çok üzgün. Parası var ama yürüyemiyor. Parayı istemiyoruz. Sadece yürüsün. Çünkü annem yürüyebilmenin mucize olduğunu söylüyor. Lütfen onu iyileştir. Amin.”
Hepsi bu kadardı.
Kısa.
Sade.
Pazarlıksız.
Tertemiz.
Ferhat’ın boğazı düğümlendi.
İki yıldır ilk kez kalbi ısındı.
O gün mucize olmadı.
Ama ertesi gün Ferhat fizik tedaviye geri döndü.
Bu kez zorla değil.
İnatla.
Düştü.
Bağırdı.
Terledi.
Vazgeçeceği her an Serkan geldi:
“Bugün kaç adım denedin?”
Utanıyordu.
Denemek zorunda hissediyordu.
1 adım.
Sonra 2.
Sonra 5.
Aylar geçti.
Doktorlar şaşkındı.
“Bu tıbben beklenmez,” dediler.
Ama Ferhat biliyordu.
Onu ayağa kaldıran şey sadece tedavi değildi.
Umuttu.
Bir çocuğun duasıydı.
Bir sabah…
Bahçenin kapısı açıldı.
Serkan topuyla oynarken bir ses duydu:
“Serkan!”
Döndü.
Ferhat…
Ayaktaydı.
Titreyerek de olsa…
Yürüyordu.
Serkan’ın gözleri doldu.
“Yürüyorsun!”
Ferhat diz çöktü, ona sarıldı.
“Ayağa kalkmamı sen sağladın.”
Cebinden bir zarf çıkardı.
“Eviniz hazır. Okulun hazır. Geleceğin hazır. Sana servetimi vereyim dedim ya… sözümü tutuyorum.”
Serkan düşündü.
“Biz küçük bir ev istiyoruz sadece,” dedi.
“Bir de sen hep gül.”
Ferhat o an anladı.
Gerçek zenginlik para değilmiş.
Kalpmiş.
Yıllar sonra İstanbul’da bir hastane açıldı:
“Serkan Umut Hastanesi”
Kapısında bir yazı vardı:
“Bazı mucizeler parayla değil, kalple olur.”
Ve o hastanede…
Kimseye para sorulmadı.
Sadece umut verildi.
Çünkü bazen…
Koca bir adamı ayağa kaldıran şey,
küçücük bir çocuğun duasıydı.