Arkasındaki Kadın Kimdi
Bir sabah köy okulunun önünden geçenler, Leyla’yı çocuklarla birlikte duvar boyarken gördü. Meğer köyde küçük bir sınıf için gönüllü yardım toplamış, kullanılmayan malzemeleri tamir ettirmişti. Başka bir gün, yaşlı ve yalnız yaşayan Güllü Nine’ye sıcak yemek götürürken görüldü. Bir başka akşam, caminin avlusunda kadınlarla birlikte kışlık erzak hazırlıyordu.
İnsanlar artık sadece İhsan Dede’nin evini değil, köyün kendisini de değiştiren bir kadınla karşı karşıya olduklarını fark etmeye başlamıştı.
Yine de herkesin aklındaki asıl soru aynıydı: Bu genç kadın neden İhsan Dede’yle evlenmişti?
Cevap, beklenmedik bir akşam ortaya çıktı.
Köy kahvesinin önünde aniden bir telaş koptu. Şiddetli yağmur başlamış, dere taşmıştı. Şevket’in küçük torunu dere kenarında oynarken ayağı kayıp suya kapılmıştı. Herkes bağırıyor ama kimse ne yapacağını bilemiyordu. Su hızla akıyordu. Tam o sırada İhsan Dede’nin eski motosikletinin sesi duyuldu. Arkasında Leyla vardı.
Kalabalığı yararak indiler. Çocuk çalılıkların arasında sıkışmış, korkudan ağlıyordu. Kimse yaklaşmaya cesaret edemedi. Çünkü dere kabarmıştı ve zemin kaygandı. Leyla hiç düşünmeden bir ip istedi. İhsan Dede de eski günlerinden kalma çevikliğiyle ağacın etrafından dolaşıp ipi sağlamlaştırdı. İkisi birlikte, sanki yıllardır bunu yapıyormuş gibi uyum içinde hareket ettiler. Birkaç gergin dakikanın ardından çocuğu sudan çıkardılar.
Şevket dizlerinin üstüne çöktü. Torununu kucağına alırken gözleri dolmuştu. Bir zamanlar en çok konuşan, en çok suçlayan adamdı. Ama o an tek kelime edemedi. Sonunda başını kaldırıp kısık sesle, “Hakkınızı helal edin,” diyebildi.
O gece köyde ilk kez kimse Leyla hakkında kötü konuşmadı.
Ertesi gün köylüler, İhsan Dede’nin avlusunda toplandı. Kimisi elinde boya getirdi, kimisi tahta, kimisi fide. Haftalardır uzaktan izledikleri değişime bu kez kendi elleriyle katılmak istemişlerdi. Leyla şaşkınlıkla hepsine baktı. İhsan Dede ise sessizce gülümsedi.
Öğleden sonra Nermin Teyze dayanamadı, herkesin merak ettiği soruyu sordu:
“Kızım, sen gerçekten neden geldin bu köye? Neden İhsan’la evlendin?”
Leyla bir an sustu. Sonra verandadaki eski sandalyeye oturdu. İhsan Dede’ye baktı, ardından yavaşça konuştu:
“Ben bu köyde doğdum. Küçükken annemle çok zor günler geçirdik. Babam yoktu. Kışın yakacak odunumuz kalmadığında, kapımıza geceleri kimse görmeden odun bırakan bir adam olurdu. Annem onun kim olduğunu hiç söylemezdi. Yıllar sonra öğrendim. O kişi İhsan Amca’ymış.”
Avluda derin bir sessizlik oldu.
Leyla devam etti:
“Sonra ben şehirde büyüdüm, okudum, hemşire oldum. Annem ölmeden önce bana bir mektup verdi. İçinde, ‘Hayatta sana iyilik eden insanı unutma’ yazıyordu. Bu köye dönünce İhsan Amca’yı buldum. Yalnızdı. Kimsesi yoktu. Ben de onun yanında kalmaya karar verdim. Evlendik, çünkü ona acıyarak değil, saygı duyarak yanında olmak istedim.”
İhsan Dede gözlerini yere indirdi. Belliydi ki bunları duyunca boğazı düğümlenmişti.
“Ben ona gençliğimi vermedim,” dedi Leyla. “O bana yıllar önce insanlığın ne olduğunu göstermişti. Ben de sadece o iyiliği yarım bırakmak istemedim.”
O günden sonra köyün dili değişti.
İnsanlar artık onların yaş farkını değil, birbirlerine duydukları bağlılığı konuşuyordu. İhsan Dede yeniden hayata karıştı. Sabahları bahçeye çıkıyor, çocuklara şeker dağıtıyor, akşamları kapısının önünde oturup gelen geçene selam veriyordu. Leyla ise o eve yalnızca eş değil, ışık olmuştu.
Köylüler sonunda şunu anladı: İnsanların hayatına dışarıdan bakınca sadece görüntüyü görürsün. Ama gerçeği, ancak kalplerinin neden birbirine bağlandığını öğrenince anlarsın.
Ve bazen en çok yadırganan şey, aslında en temiz sevginin ta kendisidir.